Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Namaz hûşu ve hudû ile kılınmalıdır. Hûşu namazın sırrı ve ruhudur. Kur'anı Kerimde; "Allah'ın huzurunda tam hûşu ve hudû ile durun" buyurulmaktadır. (Bakara, 238) Bazı alimler hudû zahiri eğilmek, hûşu ise, manevi ve ruhi eğilmektir, derler (Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İnn-i Mace Tercemesi ve Şerhi, c 3, s 348). Bazı Alimler ise, hûşu azalarla; hudû ise kalple olur, demişlerdir. Veya hûşu gözle, hudû diğer azalarla olur.
Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , "Hûşu ancak, namazda (uzuvlarını) hiç kımıldatmayan ve tevazu içinde olan kimseler için tahakkuk eder." buyurmuştur.
Felah, namazlarını hûşu ile kılanlara mahsustur. Namazlarında hûşu'a riayet etmeyenler felaha eremezler. Hûşuun bulunmaması felahın da yokluğu demektir. Bu konuda Kur'anı Kerim;
"Namazlarını hûşu ile kılan müminler kurtuluşa ermişlerdir." buyrulmaktadır. (Mü'minun,1)
Her yangın önce başladığı yeri yakar derler, çokta iyi ederler.Hep yarınlara dönük yaşamadık mı? Üstelikte bugüne hiç birşey bırakmadan Geçmiş tarihli günler, hayallerimizi, umutlarımızı hep boşa çıkarmadı mı? Geçmişteki kalabalık, ama yalnız günlerimizde, sevinçlerimizde, hüzünlerimizde, eksik kalmadık mı? Fırtınadan önce duyulan sessiz huzura saldık tüm duygularımızı, kırac topraklara dönmüş yüreğimizin, dilinden hiç anlamadık.O yürek belki çok umutşarkıları söyledi ama duymadık.Büyütürken reğimizi, kaybolup giden umutlarımıza çare olamadık. Başkalarına küçük, kendimize büyük gelen yüreğimize, teslim olmayı güçsüzlük, gururu zafer saymayı öğrettik.Belkide hayat oyunu oynamak işimize geldi,belkide gerekliydi, böyle yaşamak, boşa vakit öldürmek, daha iyiyi, dolu zaman olasılığını, hiç hesaplamadık. Zora gereksimimizi, kolaya tercih ederek, yaşadık. Seneler bedenimizden hep bir parça alarak geçip giderken, hersene daha bir yaralanıyor, boşa geçen bunca zamana ödün vererek, yaralarımızın kapanmasına izin vermek için merhem aramıyorduk. Zaman herşeyin ilacıdır söylentisinin sihirli kollarında her yüreğe merhem olur umuduyla sarıldık. Ey yüreğim sana yaralı bir sesle sesleniyorum,
beni duyar mısın? Kendini geçmişin yaralarından arındırır mısın? Benim gözlerim tiryakısı olduğum kahvenin tadında, karanlığından kurtulup, ışıkların en parıltılısını dolaştırımısın damarlarında? Gül artık yüreğim, gül bir çoçuk kalbinin saflığında. Ben sana kaldım artık, bak yaşattığın çocuk ağlamak istemiyor artık. Horozuma